|
-moz-border-radius 1.5 1.6 @import Açılış border Carrey Counter css kuralları css nasıl çekilir css nedir css temelleri css yazma düşünce facebook fark farkları farkı font Jim kenarlık kuantum margin masa nedir Online oval padding ping pong Popmundo radius Rol secret Show Source Strike tasarım tblue tenisi text Truman yeni yuvarlama özellikleri üniversite WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better. |
||||||||||||||||||
Ana sayfa
|
||||||||||||||||||
|
09
04.11
Bugün iki kez Kızılay’a yolum düştü. Yapmam gerekenler sebebiyle biraz dolaştım. Bu dolaşma sürecinde daha önce pek dikkat etmediğim fakat bugün gözüme çok fazla batan şeyler gözlemledim. Bugün insanlara çok dikkatli baktım. Aslında insanlar demek doğru olmayabilir, “insan” desek daha doğru. Peki neden “insan”? Çünkü artık öyle bir hale gelmiş ki toplum, insanlar tek tip giyinip tek tip konuşmaya başlamış. Cinsiyetim dolayısıyla kızlar daha çok gözüme battı. Fark ettim ki hemen hemen hepsi, belli bir eğitim seviyesindeki kızlar, tabiri caizse “kokoş” olmuş. Sözde modaya uymuşlar. Aşırı derecede makyaj yapmışlar. Bir kokteyle, bir kutlamaya gidercesine süslenip saçlarını yapmak için saatlerini harcamışlar. Bunların sonunda da kendilerini Tunalı’lara Kızılay’lara atmışlar. Saç falan demişken “apaçi”leri de unutmayalım. Moda diye giydikleri kalça kısmı şalvarımsı, paçaları dar kesim kotları olsun, saatlerce uğraştıkları saçları olsun, yaka bağır açık gezmeleri olsun… Evet onlar “apaçi”. Bir de “emo”lar var. Yakında bunun gibi birkaç kategori daha çıkar. Böylece herkesi kategorilendirmiş, sınıflara ayırmış oluruz. Türk toplumu olarak yavaş yavaş istenilen kıvama geliyoruz. İnsanların moda zannettiği şey yavaş yavaş özentiliğe kayıyor. İnsanlar saçlarıyla, giyim kuşamlarıyla daha fazla vakit geçirmeye başlıyor. “Emo” denilen tip hayatını köşelerde duygusallığını dışa vurmakla geçiriyor. Başka bir deyişle, toplum olarak boş işlerin adamları haline geliyoruz. Velhasıl, bir hafta sonu Kızılay’da dolaşıp toplumumuzun geldiği noktaya şahit oldum. Sanırım artık eskilerin “Nerede o eski…” diye başlayan sözlerine daha çok hak veriyorum. 15
07.10
Son günlerde alışveriş merkezlerine işim çok düştü. Elektroworld ve Mediamarkt gibi teknoloji aletleri satan mağazalar her yerde bulunmuyor. Her neyse. Bu taş yapılarda ilgilimi çeken ilk şey neredeyse hiçbir mağazanın Türkçe adının olmaması, hadi adını geçelim, vitrinlerin camındaki yazıların dahi İngilizce olması. Mesela “%25 indirim” yazmıyorlar, “sale 25%” yazıyorlar. Sadece bu değil tabi İngilizce olan. Geri kalan yazılar da İngilizce. Fakat artık onlara alıştık, dikkatimizi çekmiyor(!). Anlamadığım bir diğer nokta ise insanların sırf dolaşmak için alışveriş merkezine gitmesi. Sırf dolaşmak diyorum, çünkü alışveriş merkezine gidip alışveriş yapan insan nadir. Mağazalardaki çalışanlar sürekli vitrinlerin camlarını silip duruyorlar. Son olarak da insanlar neden taş bir yapının içine tıkılıp kalır onu anlamıyorum. Alışveriş merkezlerinin koridorları resmen tavanı olan birer sokak haline gelmiş. Bazı çocuklar patenlerini, kaykaylarını getirip alışveriş merkezinin koridorlarında eğlenmeye çalışıyorlar. Bazı insanlar koridordaki bir koltuğa oturup saatlerce gazete okuyor. Yeşil olan şeyler sadece vitrinlerdeki kıyafetler. İnsanlar doğadan kaçıyor. Zaten büyük şehirde doğaya dair pek bir şey yok, bir de gidip alışveriş merkezlerine tıkılıyorlar. Gelişmişlik bu olsa gerek. Teşekkürler. 05
06.10
Evet. Bir yanlışlık yok. Önce Youtube, şimdi de Google. Belki yakında Yahoo, Facebook, Twitter ve geri kalanlar… Peki ne yapmaya çalışıyor bu insanlar? Neden Dünyadan haberdar olmamızı sağlayan siteleri kapatıyorlar? Olay sadece site kapatmak mı? Hayır. Bunların hepsinin mantıklı bir cevabı var. Çünkü burası Türkiye. Hayır hayır. Türkiye demeyelim. Çünkü bu ülkenin başında geri kafalı insanlar var. Bu insanlar sadece site kapatmıyor. Ülkeyi özelleştiriyor. Her şeyi yabancılara satıyor. Kendi ülkemizde bizi yabancı durumuna sokuyor. Siteleri kapatarak da Dünyadan haberdar olmamızı engelliyor. Bir başka deyişle, sadece kendi söylediklerini bilmemizi istiyorlar. İnternetin yanı sıra bir de televizyonlar var. Televizyon kanallarına neden yasak getirmiyorlar? Çünkü televizyonlar zaten onların kontrolü altında. Peki amaç ne? Koyun yetiştirmek. Küçükbaş hayvancılık yapmak. Onlara ot vermek. Su vermek. Etinden, yününden faydalanmak. Düşünmemelerini sağlamak. Emir vermek, emirleri yerine getirtmek. E bu ülkede zaten yeterince koyun yok mu? Var. Her seçimde büyük bir istikrar gösterip bu zihniyete oy verenler var. Evde sobası olmayıp bu insanlardan kömür aldığı için oy verenler var. Elektriği olmayıp, bu insanlardan gelen çamaşır, bulaşık makinesine sevinip oy verenler var. Seçim öncesi kaçak inşaata izin verdi diye, kullandığı kaçak elektriğe bir şey demedi diye bu insanlara oy verenler var. Ve bu insanlar her seçimden sonra başına gelenleri her seçim öncesi unutan insanlar. Pardon, koyunlar. Gerçek, has, etli – butlu, bol yünlü koyunlar. Her şeyinden faydalanasını getiren koyunlar. Bu koyunları yöneten insanlar… Adalet ve kalkınma deyip, kendi yasalarını getiren, kendi adaletlerini uygulayan insanlar. Din işlerini devlet işlerine karıştıran, türbanla, beyaz eşyayla, kömürle oy toplayan insanlar. Çiftçiye söven, askeri aşağılayan insanlar. Zamanında Atatürk’e küfredip, hapis yatıp, sonra da başbakan olan insanlar. Bu insanları yöneten başka insanlar. Çok fazla insan var, sesimizi çıkarmayalım, ot versinler yeter diyen insanlar. Hepsiyle birlikte yaşıyoruz. Burası Türkiye. Siyaset sevmiyorum. Ama bu ülkenin durumuna çok üzülüyorum. Gidişat beni çok endişelendiriyor. Böyle giderse 20 sene sonra ülke ne olur diye düşünmeden edemiyorum. Aslında söylenecek daha çok şey var. Ama Ergenekon’dan içeri alınırsam diye çekiniyorum(!). Google Translate neden yasaklanır? – Cem Şancı BLOG | CHIP Online |
|
|||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||||